Daha profesyonel bir site kurulumu için

16 Temmuz 2010 Cuma

Aşkı Arayan Adam

, , 0




"Dersini almış da ediyor ezber Sürmeli gözleri sürmeyi n'eyler Bu dert beni iflah etmez del'eyler Benim dert çekecek dermanım mı var." Kör bir kandil eşliğinde aşkı aramaya çıktı adam... Aşkı, ilk defa saçlarının uçlarındaki kavşakta aradı.Duraksız duraklarda beklemedi, aşk rüzgârını.Türkçe ayinli, naftalin kokulu aşklar alıyormuş aşk durağındaki eskici. Postmodern yalnızlık çeken aşklar kiralar masalcı nine. Sarışın ve kimliksiz kadehlerde kahkaha tufanı koparır taş plâklar.Aşkı, kavşakta aradı aşkı arayan adam... Güneşin toplandığı gurup vakti aşkı, gurubun kızıllığında aradı.Nihavent bir sevda yağmuru okşardı saçlarını.O saçlara ulaşmak için kırmızı ışıkta bile sağına soluna bakmadan nihavent bir sevdanın notasına kürek çekti. Aşkı, nihavent bir sevda yağmuru altında aradı, aşkı arayan adam... Aşkı arayan adam; ne acının vergisini verdi ne de gülün haracını ödedi.Hele hele hüznü demirbaş defterinden düşmeye hiç yanaşmadı.Aşkı, mısralarda aradı aşkı arayan adam... Sevgi; aşka secde edip, rükûya varınca; sevgi eriyip aşka karışınca aşkı aradı adam... PirSultan'ın darağacındaki silüeti düştüğünde gebe güneşin yüzüne, aşkı aramaya çıktı adam.Kanla beslenen zorba yalnızlıklar sevginin ateşini süpürüyor darağacına. İdama koşar türküler. Ve PirSultan, tutuklu kalır bağlamanın perdelerinde. Son perde de aşkı idama hazırlar göğsündeki çığlıklarla. Rüzgâr, yağmurun ıslak tarafından ölümü taşır bayat idam ağacına.Aşkın perçemine kan sıçramış yağmurun ıslak tarafından.Aşkı, darağacında arıyor aşkı arayan adam... Denizin susuzluktan dudakları çatladığı gün Halikarnas Balıkçısı ile 'Mavi Yolculuğa' aşkı aramaya çıktı adam... Hiçbir alfabede olmayan seslerle, şiirin kalbini kırmayacak kelimelerle ulaşılacak aşk neredesin?Hangi cami avlusunda abdest alır, hangi katedralde günah çıkarırsın?Nerede olursan ol, seni ilk defa saçlarının uçlarındaki kavşakta aradım... Aşk, aşkı arayan adama aşkını sunmak için karanlığın tortusunda senfoniler karıştırıyor... Işıklar söner... Kör bir kandil eşliğinde aşkın sürprizinden habersiz aşkı aramaya çıktı adam. Aşkı arayan adam: Tedirgin gecelerden Kalp dışı aşk topluyor Elleri pişkin Yüreği demir eriten Aşk topluyor, Aşk arıyor. Aşk öldü. Çünkü Bir sevgiyi Yüreğinde tutmuştu bilmeden. Aşkı arayan adam adına. Aşkı arayanlar adına.Kendi adıma. Ellerinden öperim aşk kokan hor gecenin. Alevler şehrinden aşk yüklü bir gemi demir alır tutuklu bir şarkı eşliğinde. Bendeki tüm aşkları yaktılar sanıyorum. Mısralar aşkı tamir ediyor.Aşk, yorulmuş mısralardan... Son... Ama aşk henüz bitmedi...

Aşk Ebruli

, 0




Gerçek bir Aşk Mektubundan alıntıdır : "Içime doğdun birden.. Yüreğime düştün.. Damladın yüreğinden yüreğime. Az önce.. Az önceydi.. Aslında hep korkardım; Bir gün, bir yıldız kayarken, ya ben, ona yetişemezsem veya dileğimi unutursam, ya da dileyecek bir düşüm yokken, bir yıldız kayarsa diye... Ama, senken dileğim, seni dilemişken, Bir yıldız tuttum, bir dilek kaydı.. Bir kumsal düşledim o an, ve bir aşk çizdim... Aşkın, ebruli yürek kumsalı... Sular, zülaliyle habire vuruyor kıyıya... Her vuruşta da, bir parça yontup götürüyor kayalardan... Kayalar eksiliyor... Yüreğimizin kayaları eksilen...aşınan... Direngenleştirmek için, ne acılar, ne sevinçler kattığımız yürek kayalarımız, aşınmakta olan... Korunaksız kalıyoruz adeta.. Ama, kumsala vuran her dalga , yığınlarla da, kum tanesi getiriyor beraberinde... Çoğalıyoruz... Yüreğimizin kayalarından ufalanan parçaların taneleri belki de, geri dönenlerden bazıları... Belki de, onarmak için, bu geri geliş.. Ebruli kumsalda, ışıltılı, sedefli kum parçacıklarının kristalinde bir onarış... Doğanın yıkıp yapıcılığı sanki bu... Ve yüreğin sularının sarışı, sevdiklerini.. eksiltmelerden çok, çoğaltmalar için, yürek kumsalını.... Suyu kumdan, kumu kumsaldan, kumsalı sudan ayırabilmek mümkün mü zaten...?? Seviyorum o halde seni... Sonra, bir yürek düşündüm ve bir çadır örüldü düşlerimin önünde, gördüm... Bir koza gibi örüldü... Yüreğin çadırı... Kumsalın tam ortasında... İçinde, sakınıp saklanılan sevgiler, düşler, umutlar, sevgililer... Aşk bir kumsalsa diye düşündüm, yürek onun çadırı olsa gerek... Yüreğin çadırına girdi mi insan, en güvenli ve en güzel yerindedir evrenin ve o evrendeki kendisinin... Çünkü ne kadar kendimizsek, ne kadar yüreğimizceysek ve ne kadar yüreğimizdensek, mutlu olur ve mutlu ederiz.... Kendinden uzağa düştü mü insan, arar durur, yollara düşer, kendinin izini sürer... İz ize eklenir, ama bitmez yol, varılmaz menzile bir türlü... Oysa insan, yüreğinin çadırında olsa hep ..olabilse.. Kavlar dolusu mutluluk meyleri sunacaktır sakiler... Aşk şiir olduğunda, kelimeleri bahar olacaktır çadırın... Bir yaprak titreyişinde, keman notaları gibi, aşka esecektir yürek.. Bilinmez bir iklimde, bir beşinci mevsim valsinde uzanacaktır eller birbirine, yürek yüreğe... Camdan deniz kabuklarının, yüreğime batışının acısıyla irkildim bir anda.. Özlem, kömür parçaları arasındaki bir cam kırığıdır ya sanki, parlar durur kara tozlar arasında... O parladıkça, acır canımız, acıdıkça canımız , daha çok severiz. Acıttığı kadar, değerlidir birşeyler bence...birşeyleri değerli kılan, anlamlı kılan acısallığının yoğunluğudur, bizi mutlu eden şeylere pek değer vermiyoruz sanki... Ve aşk, bu sebeple bunca değerli ve tatlı geliyor olmalı... Aşkı tatlı yapan da, bu acı yanının çokluğudur aslında.. Aşkın çoğu acıdır zaten.... Canım acıdıkça ve cam kırıkları özlemini kanattıkça, özlüyorum seni.... Sözler gönlün ortasında oturur, aşk sözün ortasında... Mutluluk uçuruma ses atmaktır... ve yürek o sesi tutar.... Ben, aşkın sesini, attım uçuruma ve yüreğin, yüreğimin ortasında tuttu o sesi... SeS bizim artık, gönlümüzün ortasında... Peki ya bir gün gelir de, özlemezsem seni, özlemezsen beni, biterse aşkın yüreğimdeki acıtmaları...? O zaman, bir uçurtmadan inip, bir gemiye mi bineceğiz dersin..? Usul usul ilerleyen bir gemi..Ve bir limana mı varacağız..? Limanın dingin ve güvenli sularına mı sığınacak aşkın sevgi çocuğu..? Aşk uçurtmada mı kalacak...? Aşk bir kumsalsa, yürek çadırıdır onun... Martılar elleri.. Deniz fenerleri gözleridir.. Ebruli, rengidir sularının.. Sular sözleridir, yıldızlara yansıdıkça.. Deniz kabukları özlemidir.. Kumlarsa düşleridir aşkın.. Aşk ebrulidir.. Bu mektup, masalımızın sokaklarından ebruli bir uçurtmadır, sana uçurduğum, seninle uçurduğum.. Ipsiz bir uçurtma... Seni seviyorum demek için, daima... Yeniden ve yine Merhaba...."

Sen Aşk Nedir Bilir Misin?

, , 0




Sevgiler vardır hani hiç bitmeyen, yaşandıkça arkası gelen. Mutluluğun ta kendisidir hani, hiç eksilmeyen. Bir narin çiçek gibidir her gün yeniden yeşeren. Bilir misin bir de hani ulaşılamayan sevgiler vardır, hiç sulanmadan, hiç güneş yüzü görmeden büyüyen çiçeklere benzerler. Dilin varmaz hani bu büyük aşkı içinden atıp haykırmaya, ellerin varmaz hani gidip onun elinden tutmaya. Sadece gözlerin vardır senin bu aşkını anlatan, bir yalan söylemeyen onlardır, yada derdini gizleyemeyen. Elinden kurtulup uçan bir kuşa benzer aşk, bazense elinde çok tutup öldürdüğün bir kuşa. Ötüşü mutlu eder seni günün her saati, neşe sacar senin yaşamına. En yorgun oldugun bazı sabahlar bile uyandırır belki seni. Ama ne hoştur onunla uyanmak, ne hoştur ona yakın olmak. Belki de uçup kaçırmaktan korkuyorsun ona aşkını söyleyince, o güzelliği biraz daha seyredeyim istiyorsun onu uçurmadan. Ama bir sabah olur ki uyanamamışsındır onun sesiyle, pencereye çıkıp puslu gözlerle aramışsındır. Biraz sonra gelirdi nasılsa önemli değil. Beklemeler devam eder pencere önünde, ama hava artık kararmıştır . Onu görmeden gelen bir gece ne kadar da hüzünlüymüş meğer. Ertesi sabah yine bir hüzünle uyanırsın, yoksa seni terk mi etmişti, hem de onca aşkına rağmen. Şimdi ondan ne bir haber kalmıştır ne de bir başka iz, kalakalmışsındır ondaki o büyük aşkla. Halbuki tam onun gittiği gün tüm cedaretini toplayıp onu sevdiğini söylemeyecek, Ona olan aşkını yüzüne haykırmayacak mıydın? Günlerden bir gün o kuşa yine denk gelirsin. Ama her zamanki cıvıl cıvıl öten kuş değildir artık O. Ağlamak istersin hani ağlayamaz, dokunmak istersin hani dokunamazsın. Tüm ateşini atarsın içine, onca sevgini hapsetmeye çalışırsın bedenine. Ama artık aşkını Ona anlatmanın da faydası yoktur, Ona delice yanmanın da. Çünkü o kuş artık başkalarının elinde, başkalarının kafesindedir, ve bir daha da senin olmayacaktır.

15 Temmuz 2010 Perşembe

Aşk Ve Sadakat

, 0




Kadın her sabah olduğu gibi o günde beyaz değneği ve el yordamı ile otobüse binmişti. şoför : -Soldan üçüncü sıra boş hanımefendi, dedi. Kadın 32 yaşında güzel bir bayandı ve eşi oldukça yakışıklı bir deniz subayı idi. Bundan bir kaç ay önce yanlış bir teşhis sonucu gerçekleştirilen ameliyatla gözlerini kaybetmişti genç kadın ve asla göremeyecekti. Kocası ameliyattan sonra acı gerçeği öğrenince yıkılmış ve kendi kendine bir söz vermişti. Asla karısını yalnız bırakmayacak, ona sonuna kadar destek olacak, kendi ayakları üzerinde durana kadar cesaret verecekti. Günler geçiyordu. Kadın her geçen gün kendini daha kötü hissediyor, çok sevdiği kocasına yük olduğunu düşünüyordu. Eşinin bu içine kapanık,karamsar hali kocayı çok üzüyordu. Bir an önce bir şeyler yapması gerekiyordu, karısı günden güne kendi içine kapanık dünyasında kayboluyordu. Bütün gün düşündü koca, nasıl yardım edebilirim güzeller güzeli eşime diye. Birden aklına eşinin eski işi geldi. Geri dönmesini isteyecekti. Ama bunu ona nasıl söyleyecekti, çünkü artık çok kırılgan ve neşesizdi. Bütün cesaretini toplayarak akşam karısına konuyu açtı. Karısı dehşetle gözlerini açtı: - Ben bunu nasıl yaparım ben körüm, diye bağırdı. Kocası ona destek olacağını, her sabah kendisinin işe bırakacağını ve akşamları da iş çıkışında alacağını ve ona çok güvendiğini söyledi. Çünkü eşini tanıyordu ve bunu başarabileceğini biliyordu. Kadın büyük bir umutsuzlukla kabul etti çünkü eşini çok seviyordu ve onu kırmak istemiyordu. Her sabah eşini işine bırakıyor ve akşamları da alıyordu fedakar koca. Günler böyle ilerledi, karısı eskisinden biraz daha iyiydi. Fakat kocası daha fazlasını istiyordu, kendisine söz vermişti sonuna kadar gidecekti. Aksam karısına: - Artık işe kendin gidip gelmelisin, dedi. Kadın şaşırmıştı. Bunu asla yapamayacağını söyledi. Kocası ısrar edince onu yine kıramadı ve bütün cesaretini topladı. Bunu kendisi de istiyordu ama o kadar güveni yoktu. Sabahları kadın artık otobüs durağına kendisi gidiyor, otobüsüne biniyor ve otobüsten inerek işine gidebiliyordu . Günler günleri kovaladı, hiç bir problem yoktu. Yine bir gün otobüse binerken, şoför : - Sizi kıskanıyorum, hanımefendi dedi. Kadın kendisine söylenip söylenmediğini anlayamadan, neden diye sordu. Şoför: - Çünkü her sabah sizin arkanızdan bir deniz subayı genç adam otobüse biniyor ve bütün yol boyunca sevgi ile size bakıyor, otobüsten indikten sonra yeşil ışıkta yolun karşısına geçmenizi bekliyor siz binaya girdikten sonra arkanızdan öpücük yollayıp size her gün sevgiyle el sallıyor............

10 Temmuz 2010 Cumartesi

Deniz Fenerinin Aşkı

, , 0




Bir Denizfeneri.. Okyanusla sonsuza dek komşu. Okyanusun mu ona daha çok ihtiyacı var yoksa, denizfeneri mi okyanus için vazgeçilmez bir sevgili?

Gündüzleri, denizfeneri isyanlarda… Çünkü yanıbaşındaki biricik sevgilisi gözlerinin önünde güneşle ihtirasla sevişmekte. Hep gece olsun ister, sevgilisi ona kalsın, yalnız onda bulsun gecedeki renginin güzelliğini… Denizfeneri, küçücüktür okyanusa göre ama güneşin aşkından daha büyüktür aşkı okyanusa…

Geceleri ise denizfeneri, mutluluklar peşindedir, gecenin esrarengiz sessizliğinde. Her ışık turunda çıldırır denizfeneri zevkten, adeta danseder okyanusun en uzak noktalarına uzanarak. Daha gerçektir denizfeneri, gece sadece o ve okyanus vardır sınırlı görüş gizliliğinde.

Gündüzleri denizfeneri bir hiçtir bütün aldatmalara şahit olarak. Güneş ise gece olunca bu hissi göremez.. Gece, denizfeneri ile okyanusun aşkının dansedişine güneş şahitlik yapmaz..

Gün bitiminde ve başlangıcında teslim ederler sevgili okyanuslarını birbirlerine güneş ve denizfeneri.

Güneşin okyanusla arasına giren bir engel vardır kimi zaman, bu işkencedir güneşi küçülten. Bulutlardır, bu hain, gündüz aşkında güneşe okyanusu göstermeyen. Güneş ise tüm gücüyle savaşır okyanusa ulaşmak için. O kadar yaklaşır ki, bulutlara bulutlar, yoğunlaşır, yoğunlaşır ve gökyüzü ağlamaya başlar okyanus hasretinden hesapsızca titrer.

Okyanus bütün damlaları özlemle kucaklar, her damla onu güneşine daha çok yaklaştırmaktadır. Gökyüzü ağlar, ağlar ta ki son damlası bitene kadar. Okyanus damlalarla büyür büyür büyüklüğüne daha hacim katarak aşkının sevgi damlalarıyla. Bilmezdi okyanus, her yağmurla sevgisini ona iletmek isteyen bir güneşinin olduğunu. Her yağmur yağdığında okyanus kızar güneşine gündüz onu terkettiğini düşünür, hırçınlaşır, dalgalanır öfkesinden bilemez güneşinin ona ulaşmak için savaştığını.

İntikamını denizfenerinden alır okyanus, onun neden gündüz sevgilisi olmadığını defalarca kamçılayarak sorar denizfenerine. Dalgalarını büyütür, cevap alamayınca denizfenerinden.. Denizfeneri onu teselli edemez, çünkü o sadece gece vardır gerçek gecededir onun için. Ağlayamaz denizfeneri, ağlamayı deliler gibi istesede, gözyaşları yoktur, ulaşmak istesede ulaşamaz gündüz sevgilisine. Çaresizdir denizfeneri, sadece bir dilek geçirir içinden rüzgarâ yalvarır “bulutları kaçır buradan” diye,güneşin çıkması sevgilisine sevgi dolu ışıklarını göndermesini diler.

Okyanusunun mutluluğunu ister hesapsızca… Çünkü tek mutluluğu budur denizfenerinin. Ağlayamaz, gündüz ona ulaşamaz, konuşamaz hislerini okyanusuna. Her okyanusun sahilinde bir denizfeneri vardır. Her gece denizfenerleri gemilere okyanusa olan aşkını haykırırlar, ümitsizce, yarınlarını hiç düşlemeden…Ve her gece hikayelerini anlatmak için gemileri beklerler sonsuz gecelerde..

Ayna

, , 0




Ağır gecenin karanlığında “Ne olacak?” diye düşünüyordu.”Varoluş yazgısı bittiğinde ve zamanın sonuna gelindiğinde ne olacak? Yaşam bir saniye daha ilerleyemediğinde, insanlar çaresiz şaşkınlıklarının dışında ne hissedecekler? Yeni bir duygu hissedecekler.Daha önce insanoğlu tarafından hissedilmemiş bir şeyler… Eminim.” diye söylendi.Yatak odasındaki boy aynasının önüne bir koltuk getirdi ve aynanın karşısına oturdu.Bir sigara yaktı.Bir süre aynadaki görüntüsünü seyretti.Ardından kendi görüntüsüne gülmeye başladı: “Aynaya baktığımda gözlerimde gezinen sevgisizliği gerçekten fark ediyor muyum? Zamanla ellerimin arasında kaybettiğim insanlığımı, maskelediğim özümün soğukluğunu ve ürpertisini, tüm acımı içime gömerek mezarımın-aynanın- başında içtiğim sigaraların sayısını hatırlıyor muyum? Kaç kere? Bilmiyorum. Cevapsız kalmak bana burukluk verirken umarsızlığım beni korkutuyor mu? Evet.Korkuyorum, korkuyoruz, korkuyorlar.Bizler gerçekliğimize oyun muamelesi yapıyoruz ” Sigarasını söndürdü ve kol saatini çıkardı.Evdeki sessizliğe alıştığı için artık ürkmüyordu. “Böyle mi geçecek yaşamım? Çeşitli guruplara bölünerek, kendimden korkarak ve kendime acıyarak yada kendimi taşlayarak yaşamaya devam edebilecek miyim? Evet?..Hayır?..Bilmiyorum.Kafamı suyun içerisine sokup nefessiz kaldığımda gerçekleri, yalanları, suçsuzları, suçluları birbirlerinden ayırt edemem…Kendimin gardiyanı olarak hiçbir yere ulaşamayacağımı da çok iyi biliyorum.Biliyorum fakat ne değişiyor? Böylece rahat koltuğuna gömülüp korkaklığın kadehinden şarap içtikçe hiçbir şey değişmez.İstediğim kadar sarhoş olurum, istediğim kadar yakalarım kendimi…Korkularımın elverdiği kadar ayık yaşarım.Ölümü beklerken yaşanılan birkaç heves, birkaç değişiklik, birkaç izlenim…İşte hayatım…Arkasından soğuk mezarın içerisinde geçecek sonsuz yıllar, toprağın kokusuna karışma gerçeğiyle yüzleşmek…İşte ölümüm…Sonra?Sonra ne olacak?” Telefonunun çalarken çıkardığı elektronik melodiyi duyuyordu.Telefonu açmamaya karar verdi. “İçeri girmekten korktuğum için cennetin kapısının önünde günlerce beklerim. Cennetin kapısından içeri girememenin cehennem demek olduğunu da çok iyi biliyorum..Sıkıntılarım tarafından içimin kemirildiğini bile bile kılımı kıpırdatmadan sıkıntılarıma alışmaya çalışırım. Bukalemun gibi davranır, zamanla her şeye alışırım.” Gözlerini kapattı. ”Ne kazanırım?” diye fısıldadı.”Söylesene Ayna….Niye susuyorsun?”…”Ne kazanırım?” diye bağırdı.Tekrardan gülmeye başladı.Aynanın karşısından kalkarak oturma odasına geçti.Televizyonun karşısındaki geniş koltuğa oturdu ve televizyonu açtı. Yüzündeki yapay gülümseme kaybolmuştu. Televizyon kanallarını incelemeye başladı.”Gece haberleri..”Kanalı değiştirdi.”Spor programı…”.Kanalı değiştirdi.İki homoseksüelin sunduğu saçma bir televizyon programıyla karşılaştı.Popüler müzik sanatçılarından birinin programa konuk olduğunu gördü.”İki artı bir üç eder.” Diye düşündü.Üç tane balık beyinli, moda ve toplumun giyim tercihleri hakkında konuş! uyorlardı.Biraz düşündü ve televizyon kanalını değiştirme gereğini duymadı.Alışıyordu.
Masaloku.blogspot.com bir yazım paylaşım blogudur. Eğer siteki paylaşımlardan bir ya da birden fazlasının T.C. yasalarına aykırı olduğunu veya yayınlanmasında diğer yasal ya da etik engeller olduğunu düşünüyorsanız lütfen site yönetimi ile iletişime geçiniz



leventekce @ yandex.com


Masalların faydaları...

• Masallar, zor durumlarla başa çıkabilme, dinleme ve akıl yürütme becerilerini artırıyor.
• Dil gelişimine katkıda bulunuyor.
• Düşünce gücünün gelişmesini destekliyor.
• Çocuğun hayal dünyasını zenginleştiriyor.
• Dinleme ve akıl yürütme yetileri ile entelektüel birikimlerini geliştiriyor.