Daha profesyonel bir site kurulumu için
15 Ekim 2010 Cuma
İyi Geceler Masalı
Bir DAĞ Masalı , iyi geceler , kedicik , tatlı rüyalar masalı 0
by:Prayag Verma
Maviş Kedi Masalı
Geceleyin herkesin uykuya daldığı bir sırada Beyza bir tıkırtı duydu. Önce pencereden baktı, orada birşey yoktu. Sonra gözünü odanın kapısına çevirdi aynı sesi yine işitti.
- Tık tık!
Hemen yatağından kalktı. Kapıya yöneldi. Bir yandan da korkuyordu.
- Kim o? dedi ses yok. Tekrar ;
-Kim o?
-…..
Yine ses gelmeyince bir cesaretle kapı koluna uzandı, yavaşça indirdi ve kapıyı birazcık araladı. Baktı, kimse yoktu.”Neyse canım “deyip yatağına yattı. Gözlerini kapadı, işte tam o sırada yine aynı ses. İçinden, bu sefer kapıyı sonuna kadar açacağım ne olursa olsun, diye geçirdi.
Kapıyı açtı bir de ne görsün: minicik bir kedi. “Nerden girmiş olabilir ki, biz apartmanın üçüncü katındayız” dedi kendi kendine. Birden aklına geldi ve “Buldum, mutfak camından girmiştir. Orada apartman boşluğu var.”dedi.
-Ayy! Ne tatlı şeysin sen öyle. Şirin kedi, güzel kedi, maviş kedi.
Kedi beyazdı gözleri de mavi. Kedi Beyza’nın bu güzel sözlerine teşekkür etmek istercesine Beyza’nın yanına sokuldu.
-Miyavv, miyavv!
-Gecenin bu vaktinde sen ne yapıyorsun bakalım burda?
-Miyavv!
-Karnın mı acıktı? Gel , mutfakta sana yarar bir şeyler var mı? Ama sessiz ol.Kimseyi uyandırmak istemiyorum. Benim annem ve babam çalışıyor. Bu nedenle sabah erken kalkacaklar.
Birlikte mutfağa gittiler. Beyza buzdolabına yöneldi.
-Hımm! Bakalım sütümüz kalmış mı? Aaaa! Evet kalmış.Çok şanslısın Maviş. Dur biraz ısıtalım.
-Miyavv, miyavv!
-Hişş! Sessiz ol.Uyandıracaksın herkesi.
Beyza sütü ısıttı.”Al bakalım, güzel güzel sütünü iç, ama yere dökme, annem kızar” dedi. Kedi sütünü hızlı hızlı ve yalayarak içmeye başladı.
“Zavallı kedicik ne kadar da acıkmış” diye düşündü Beyza.
Sütünü içen kedi biraz hareketlendi, mutfakta oradan oraya dolaşmaya başladı. Az kalsın mutfağın karşısındaki yatakodasına girecekti. Beyza kediye şöyle bir baktı. Kedi olduğu yerde kaldı. Beyza:
- Hişşt! Yavaş, odama gidiyoruz yaramazlık yok, dedi.
Odaya geçtiklerinde Beyza’nın aklına süt tabağını yıkamadığı geldi. “Neyse”, dedi sonra “bir şey olmaz, hem nasılsa musluğun altına koydum annem yıkar sabah”.
Beyza kediye: “Hadi uyuyalım artık , sabah olacak” dedi. Ve onu alıp yatağının altındaki mindere koydu.
-Haydi, dedi, uyu şimdi.
Kedi Beyza’ya gözlerini dikmiş bakıyordu. Beyza: “iyi geceler” dedi, uyudu.
Sabah kalktığında kediyi pencerenin kenarına çıkmış dışarı bakarken buldu. Dışarıyı mı özlemişti acaba ? Ama önce kahvaltı yapmalıydı. Annesi işe gitmeden kahvaltıyı hazırlamıştı. Hemen gidip yemeğini yedi, kediye de biraz süt koydu.Yemeklerini yedikten sonra dışarı çıktılar.
Çok güzel bir gündü, kış mevsimi olmasına rağmen güneş varlığını hisettiriyordu. Yolda giderken Merve’ye rastladılar. Beyza:
-Merhaba Merve, nasılsın?
-İyiyim Beyza, sen nasılsın?
-Ben de iyiyim.
-Aaa! O kedi senin mi?
-Evet.
-Ne güzelmiş.
-Teşekkür ederim.
-Görüşmek üzere Beyza.
-Görüşürüz Merve.
Beyza kedisine bir isim koymak istedi. Ya Merve ismini sorsaydı ne diyecekti. Hemen bir isim bulmalıydı.
-Buldum Maviş olsun, hem gözlerin de mavi, dedi kediye dönerek. Duydun mu kedicik, bundan sonra senin adın Maviş.
Merve arkadaşlarıyla bahçede oynuyordu. Arkadaşlarından Aylin üzgün görünüyordu. İstop oynuyorlardı. Herkes topa koşuyordu .Fakat Aylin olduğu yerde kalıyor dalgın dalgın . önüne bakıyordu. Merve yanına gidip ;
-Ne oldu Aylin , niye üzgünsün ?, diye sordu.
Aylin:
-Merve biliyor musun, benim küçük kedim kayboldu.
-Nasıl yani?
- Sabah kalktığımda yoktu, her tarafa baktım yok.
-Canım çok üzüldüm. İnşallah bulursun. Nasıl bir kediydi?
-Böyle beyaz . renkte, mavi gözleri olan küçük bir kedi.
Hımm! “Bu kedi Beyza’nın kedisine çok benziyor o olmasın” dedi içinden “Aylin ile Beyza’nın evleri birbirine yakın. Ama yok canım sanmam. Öyle olsa benim demezdi herhalde. Bu özelliklerde olan kediyi gördüm mü desem acaba?” diye geçirdi içinden.”Ama yok ” dedi, en iyisi önce Beyza ile konuşmak.
-Arkadaşlar ben bir yere kadar gidip geleceğim , siz oyununuza devam edin.
Merve Beyzalar’a gitti, zili çaldı. Beyza:
-Merve hoşgeldin!
-Hoşbulduk Beyza
-Buyur içeri gir.
-Yok girmeyecğim, arkadaşlarla oyun oynuyorduk da döneceğim. Sana bir şey sormaya geldim.
-Kedi gerçekten senin mi?
-Evet, ne oldu ki?
-Nasıl yani satın mı aldın?
-Yoo!, buldum.
-İşte bulduysan o kedi bir başkasının olabilir.
-Hayır olamaz, o benim.
-Tamam kızma. Ben sadece merak ettim. Sizin iki apartman yanınızda Aylin oturuyor. Kedisini kaybetmiş de tarif etti nasıl bir kedi olduğunu; beyaz, mavi gözlü, küçük.
-Öyle mi? dedi Beyza. “Bu kedi onun kedisi miydi şimdi. Aaaah, olamaz,” diye geçirdi içinden ama söylemedi. Söylerse kediyi vermek zorunda kalacaktı .Hem niye söylesindi ki kediyi gidip almamıştı , o gelmişti. Belli ki memnun değil yerinden, diye düşündü.
-Peki ,dedi Merve, rahatsız ettim , hoşçakal!
-Beyza kapıyı kapattığında sanki içinden bir şey kopmuştu. Üzülmüştü. Acaba yanlış mı yapmıştı? Maviş’ e şöyle bir baktı. Sonra Beyza’nın odasına gittiler. Kedi hemen camın önüne geçti ve dışarı bakmaya başladı. Beyza da yatağına uzanıp düşüncelere daldı.
Acaba kendi kedisi kaybolsa ve bulan kişi de geri getirmese ne yapardı? Çok üzülürdü herhalde, bulan kişinin geri getirmesini isterdi sonra.
Bunları düşünürken gözü Maviş’e kaydı. Özlemiş miydi sahibini peki, “sürekli camdan bakıyor” diye geçirdi.
Beyza düşündü düşündü en sonunda Maviş ‘i sahibine vermeye karar verdi. Hemen Maviş ‘i de alıp Merve’nin yanına gitti. Merve şaşırmıştı.
-Merhaba Beyza!
-Merhaba Merve!
- Ne oldu, hayırdır?
-Merve’ciğim, sana bir şey söyleyeceğim:
-Bu kedi benim değil. Dün gece mutfak camından girmiş. Odamın kapısının önünde buldum. Sanırım yolunu kaybetti. Bu Aylin ‘in kedisi. Hadi kendisine verelim.
Merve çok sevindi. Birlikte Aylinler’e gittiler. Aylin kapıyı açtı, kedisini görünce sevinçten havalara uçtu. Hemen onu kucağına aldı.
-”Nerden buldunuz? Çok teşekkür ederim.”dedi.
Beyza ve Merve , Maviş ‘i sahibine teslim etmenin mutluluğuyla eve döndü.
22 Aralık 2007 Cumartesi
Bir DAĞ Masalı
Bir DAĞ Masalı 0
by:Prayag Verma
Binlerce renk renk çiçeğin açtığı, bitkilerin bittiği, sürü sürü kuşların geçtiği, pırıl pırıl suların aktığı, çeşit çeşit hayvanların barındığı bir dağın yamacında güzeller güzeli Dilara adında bir kız yaşarmış. Her sabah kalkar huzur ve esenlik içinde türküler, şarkılar söylermiş… Kiraz dudaklarından tane tane mutluluk dökülürmüş yamaçlara…
Dilara her sabah uyandığında dağlara bakıp yüreğini bin çeşit renkle nakış nakış işler, güneşin rengiyle sevgisini, umudun mavisiyle umudunu süsler, çağlayan sulara, esen rüzgarlara bakıp bakıp sevinç pırıltılarını serpermiş gözlerinden…
Henüz bakir doğası insanlar tarafından kirletilmemiş, bozulmamış; yalanın, dolanın, kokuşmuşluğun hiç uğramadığı bir yermiş burası... Dilara’nın sevgisi yeryüzündeki çiçeklerin renkleri gibiymiş… Baharın sevgilisi, nisanın ilk aşkı, masumluğun sultanı, suların saflığıymış Dilara’nın güzelliği…
Nisanın ilk gözağrısıymış Dilara… Baharın ilk öpücükleri değdimi narin kirpiklerine, uyanıverirmiş tüm çim – çiçek, börtü - böcek..
Hoyrat rüzgarlar inzivaya çekildiğinde, bahar rengi ılık ılık meltemler sararmış ince belini Dilara’nın, incecikmiş yüreği de tıpkı beli gibi… İpekten teni varmış, gün ışıdımı pırıltılar dans edermiş saçlarında, pırıl pırıl suların üzerine vuran güneş ışıkları gibi…
Dilara her sabah erkenden kalkar çiçeklerle koklaşır, laleleri okşar, kuşlarla, kelebeklerle konuşur, dağ tepe demeden güneşe gülümseyerek mutlu bir şekilde kuzularının peşinde dolaşır dururmuş... Her seher bereket tohumları ekilirmiş dağların doruklarına, umut umut yeşerip halaya dururmuş çiçekler her bahar Dilara’nın güzelliğinde...
Bir gün hiç beklemediği bir anda karşısına genç bir adam çıkıvermiş, şiirler okumuş ay ışığında, şarkılar söylemiş, masallar anlatmış Dilara’ya. Sık sık buluşmuşlar... Sevdalanmış sonra Dilara, bırakmış kendini kollarına genç adamın hiç bir kötülük düşünmeden, başlamış rüyalarda, masallarda yaşamaya...
Çiçekleri, kuşları, kelebekleri bırakıp gece gündüz genç adamın hayaliyle yaşamaya başlamış... Sevdası yeryüzüyle, gökyüzünün sevdası kadar büyük; suyla, çiçeğin aşkı kadar da masum ve temizmiş... Sonra sevdasını açmış büyüklerine Dilara, hoş karşılamışlar kızlarının sevdasını, evlenmelerine izin vermişler... Davul zurna eşliğinde üç gün üç gece düğün olmuş, halaylar çekilmiş, inlemiş dağ taş...
Bir seher vakti uyandığında canından bir parça eksilmiş gibi irkilmiş Dilara. o canı gibi sevip bağlandığı adam buralardan sıkıldığını, kendisini unutmasını isteyip bir kağıt parçası bırakarak çıkıp gitmiş... Oysa aynı adam her sabah uyanır uyanmaz “sen dünyanın en güzel varlığısın, seni ölümüne seviyorum”diye övgüler dizermiş Dilara’nın gözlerinin içine bakarak... O zaman bütün yeryüzü, gökyüzü Dilara’nın olurmuş...
Çünkü dünyada ki; tek güzel Dilara değilmiş, her yerde kandırılacak dünya güzeli yüzlerce Dilara bulunurmuş yüzsüzler, yalancılar, sahtekarlar için...
O gün ilk kez ağlamış Dilara, mavi mavi pınarlar akmış gözlerinden. Ceylan gözleri o gün ilk kez üzgün bakmış dağlara... Aylarca belki döner umuduyla uçan kuştan, esen yelden haber beklemiş, dalgın dalgın bakmış sulara... Ama ne gelen olmuş ne de giden...
Huzuru ile beraber mutluluğu, sevinci de parçalanmış. Daraldıkça çıkıp bir dağ başına yankılı kayalara haykırmış içindeki ateşi... Bazen sessizce solumuş bir hazan yaprağı gibi, içi kanamış her baktığında dağların doruklarına... Gözpınarlarından akan damlalar bir nehir gibi süzülerek Munzur suyunun esrarengizliğine karışmış.... Kanadı kırılmış yavru bir kuş gibi uçmak istemiş masmavi gökyüzüne ama uçamamış...
Uçuşan düşlerini önüne katıp götürmüş yüreğindeki fırtına, geride bir kırık ömür, yorgun gecelere asılı birkaç tebessüm kalmış yalnızca.
Bir hazan çiçeği gibi solmuş günden güne Dilara. Derin okyanuslar dökülmüş yapraklarından her ağladığında.. Sevdanın kor yangını düşmüş yüreğine bir kez…
Bir zamanlar tan kızıllığı yamaçlara vurduğunda rüzgarın şarkısını söylermiş, dağlar, pınarlar, kayalar Dilara’nın yüreğinde. Bir dağ çiçeği gibi yaprağına sığınırmış üşümemek için Dilara... Ama artık suskunmuş dağlar…
Yağmurun gözyaşlarına karıştığı bir gece dönmüş yüzünü ve bırakmış kendini kayalardan aşağı ölmek istemiş Dilara...
Yalancıların, sahtekarların, acıların var olduğu bir dünyada yaşamak istememiş...
Bütün çiçekler kendi dillerince konuşmuş, üzüntülerini haykırmış dağlara… Ağlamış rüzgarlar; Bir tek laleler boyun büküp susmuş Munzur’da… Yüreğini açıp ses vermemişler… Suskunluğunda saklamışlar sırlarını, sevgileri söyleyemeyecekleri kadar çok şey anlatmış dağlara… Bu yüzdendir ki; Munzur’da bütün laleler boynu büküktür… Hep narin, ince, suskun ve asil durur…
Sonra zaman geçmiş, gözyaşları betonlaşmış, çiçekler kokusunu yitirmiş, o güzelim dağlar kötülüklere esir düşmüş... Kayalar ağlamaya başlamış her gece... Ay ve yıldızlar doğmamış bir daha o kayaların üstüne, kuşlar uçmamış, her gece rüzgar esmiş çığlık çığlığa. O gün bu gündür ‘Çığlık kayası’ olarak kalmış ismi...
O günden bu güne sevginin, masumluğum, temizliğin timsali olarak hala onun sevgisi konuşulur oralarda. Kimi kez onu “Çığlık kaya”nın başında sevgilisini seslerken geyiklerin içinde görüldüğünü söylerler, kimileri bir pınarın başında geyiklere su içirirken.
Herkes yok olmuş, yalan olmuş, masal olmuş ama o hep var olmuş, dünya döndükçe de var olacak dağlar kızı Dilara...
İşte böyle olmuş, böyle anlatılmış yıllar yıllı bu dağ masalı...
Bir dağ başıydı sevdası/ sevdalanmıştı bir kez Dilara / kardelenler kadar aktı sevdası / kar kadar masum ve temiz / ve de, / sevmişti bir kez delicesine... /
Ve sonunda terk edildi / sevgi bilmezlerce / bir sevda sözü geride kaldı / bir de dağ gibi sevdası / bakamadı kimsenin yüzüne Dilara / vefâ sözü, sevdâ sözü yalan oldu / hergün çıkıp yükseklere / gidenin yoluna baktı / belki gelir diye / bir soluk resim elinde / gelenden geçenden / sual etti sevdiğini / sonunda, tükendi umudu / dayayıp rüzgarlara başını / ateşlere bağrını verip / bıraktı kendini kayalardan aşağı.../
kara haber çabuk ulaştı obalara / dağlara kor düştü / ölüm vurdu hançerini / kutsal aşkın yüreğine /
Sevgisi efsane oldu / sevgisi destan oldu / dolaştı dilden dile /
Yıllar yılları kovaladı / mevsimler mevsimleri / herkes unutuldu / bir dilara unutulmadı / bir de sevdası... /
Nuri CAN
Masaloku.blogspot.com bir yazım paylaşım blogudur. Eğer siteki paylaşımlardan bir ya da birden fazlasının T.C. yasalarına aykırı olduğunu veya yayınlanmasında diğer yasal ya da etik engeller olduğunu düşünüyorsanız lütfen site yönetimi ile iletişime geçiniz
leventekce @ yandex.com
leventekce @ yandex.com
Masalların faydaları...
• Masallar, zor durumlarla başa çıkabilme, dinleme ve akıl yürütme becerilerini artırıyor.
• Dil gelişimine katkıda bulunuyor.
• Düşünce gücünün gelişmesini destekliyor.
• Çocuğun hayal dünyasını zenginleştiriyor.
• Dinleme ve akıl yürütme yetileri ile entelektüel birikimlerini geliştiriyor.
• Dil gelişimine katkıda bulunuyor.
• Düşünce gücünün gelişmesini destekliyor.
• Çocuğun hayal dünyasını zenginleştiriyor.
• Dinleme ve akıl yürütme yetileri ile entelektüel birikimlerini geliştiriyor.