Daha profesyonel bir site kurulumu için

15 Temmuz 2010 Perşembe

İŞİ BİLMENİN BEDELİ

, , 0




Bir fabrikada imalat hattındaki çok önemli olan ana makinalardan biri arızalanınca fabrikadaki bütün üretim durdu. Mevcut teknisyenler makineyi çalıştırmak için çok uğraştılar, ancak ne yapılarsa nafile, bir türlü başaramadılar. Sonunda dışarıdan uzman çağırdılar. Uzman gelip makineyi İnceledi. Durumuna baktı. Sonra çantasından bir çekiç çıkardı. Elinde çekiçle makineye yaklaştı. Makinenin belli bir noktasına çekiçle dikkatlice sert bir vuruş yaptı. Makine hemen çalışmaya başladı ve hiçbir arıza olmamış gibi devam etti. Fabrika tekrar üretime geçti. Uzman fabrikadan ayrıldıktan iki gün sonra faturasını gönderdi: "Hizmet bedeli karşılığı 1000 $!" Fabrika müdürü faturaya çok kızdı. Tepesi attı. Bir çekiç darbesi için bin doları çok buldu. Uzmandan ayrıntılı fatura göndermesini istedi. Bîr gün sonra detaylı fatura geldi: Makineye çekiçle vurma bedeli.......................1$ Nereye vuracağını bilme bedeli.......................999 $ Toplam............................................ .........1000 $

10 Temmuz 2010 Cumartesi

Eğer

, , , 0




Eğer ;

O'nu hatırladıkta başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz... ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz... ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin... O'nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, O'nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain...

sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O'ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,

ve O, her durduğunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa...

dünyanın en güzel yeri O'nun yaşadığı yer, en güzel kokusu bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...

hayat O'nunla güzel ve onsuz müptezelse... elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, O'nun yüzü pembeyse, kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar...

her şiirde anlatılan O'ysa... her filmin kahramanı O...

her roman O'ndan söz ediyor, her çiçek O'nu açıyorsa...

bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez

özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa,

iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa...

iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...

eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire O'nu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın O olduğunu adınız gibi biliyorsanız... mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi O'na yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken "keşke O anlatsa" diye iç geçiriyorsanız...

kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...

özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...

hem kimseler duymasın, hem cümle alem bilsin istiyorsanız...

O'nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse... ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse...

gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de; bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O'nun yüzü suyu hürmetine...

uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa...

dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa, nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim... gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı, bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...

Her gidişte ayaklarınız "Geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız, sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla...

...o halde bugün sizin gününüz!..

"Çok yaşa"yın ve de "siz de görün"üz.

Can Dündar

Eğer

, , , 0




Eğer ;

O'nu hatırladıkta başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz... ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz... ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin... O'nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, O'nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain...

sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O'ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,

ve O, her durduğunuz yerde duruyor, her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp, hüzünlendikçe ağlıyorsa...

dünyanın en güzel yeri O'nun yaşadığı yer, en güzel kokusu bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...

hayat O'nunla güzel ve onsuz müptezelse... elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü, O'nun yüzü pembeyse, kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar...

her şiirde anlatılan O'ysa... her filmin kahramanı O...

her roman O'ndan söz ediyor, her çiçek O'nu açıyorsa...

bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez

özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa,

iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa...

iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...

eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire O'nu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın O olduğunu adınız gibi biliyorsanız... mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi O'na yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken "keşke O anlatsa" diye iç geçiriyorsanız...

kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...

özlemi, sol memenizin altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...

hem kimseler duymasın, hem cümle alem bilsin istiyorsanız...

O'nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse... ayrılık ölüme, vuslat sehere denkse...

gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de; bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O'nun yüzü suyu hürmetine...

uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa...

dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa, nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim... gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı, bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...

Her gidişte ayaklarınız "Geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız, sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla...

...o halde bugün sizin gününüz!..

"Çok yaşa"yın ve de "siz de görün"üz.

Can Dündar

Bedeli Neyse Ben Öderim

, , , 0




Bedeli Neyse Ben Öderim

Bir duygunun esiri aklım, sadece delicesine yaşamak var seni seninle. Özgürlüğün pençesinde kıvranırken düşüncelerim hep sen varsın düşüncelerimde. Sen, gözlerimdeki hayal, bakışlarımdaki tutarsızlık, sen gecem, sen gündüzüm gibisin. Bir yolun başındaki kararsızlığımsın. Başlamak istediğim ama bir o kadar korktuğum bir yol. Seni istiyorum geceler boyu karşımda, korkmadan dokunmak sana. İçimdeki yangınların ötesinde sarılmak hiç bırakmamacasına.

GİT...

Git artık sen bana çok gibisin.

Kahvemin kokusuna sinme, aynada seni görmek istemiyorum. Sesini de al git başımdan. Gecelerde seni istemiyorum. Yok, hayır GİTME...

Gidersen yıkılır bu gönül. Seni ister, sarhoş bir eda ile bakarken başkalarına. Yok, GİTME. Her şey senin olsun, sen bende kal lütfen. Beni bırakırsan paramparça olur dünyam. Kurduğum sırça köşk yıkılır hayallerimle birlikte.

Ama hayır GİT. Git ki sana alışmışlığım son bulsun. Artık kokunu burnumda hissetmek ve bununla yaşamak istemiyorum. Aldığım havaya seni sığdırmak, yediğim ekmeğe sen gibi bakmak istemiyorum. Al anılarını da çek git benden.

GİTME…

Gitme gidersen yok bedenim, ben yokum. Canımda can gibisin. Senin gitmen benim yok olmam demek. GİTME bedeli neyse ben yine öderim.

3 Temmuz 2010 Cumartesi

Parçalanmiş Ailenin Bedeli

0




Merve annesiyle babasi ayrilali daha 3 yaşindaymiş. Merve nin iki ablasi bir erkek kardeşi vardi. Mahkeme Merve ve ondan bir büyük olan ablasini babasına diger erkek kardeşiyle en büyük ablasinida annesine verdi.. Ama Merve annesindenayrikmak istemiyordu. Yaşinin kücük olmasina ragmen herşeyin farkindaydi. Artiq ayrılma vakti gelmişti. Annesi onu ve ablasini cok zor günler bekliyordu. Çünkü bu arayiş onu çok zor üzmüştü. Annesi ve babasi ilerleyen yıllarda kendilerine yeni bir eş bulup evlenmişlerdi.. Parçalanmiş Ailenin Bedeli onLar hayatlarini düzene koyarken olan dört kardeşe olmuştu. Merve nin üvey babasi kardeşini ve ablasini istemiyordu. Bu nedenle onlari evlatlik verkemk istediler. Ama istedikleri olmadi. Cünkğ öz babalari hayattayken böyle bir şey olmasi mümkün deiLdi. Bu olayi duyan Babaanne diğer torunlari da alarak hepsine birden bakmaya başladi. En kücük kardeşi daha bir yaşini doldurmamişti. O anne kucagini iyi kötü yaşamaya başladilar. Artik Mervenin okula gitmesi gerekiyordu. İlk öğretimine köyde babaannesine bakiyor hemde okula gidiyordu. Daha bu yaşta bir cocuk sorumluluk altina girmişti. Ama hic bir zaman okuma istegini birakmadi . Babaannesi onun ghem annesi hemde babasi olmuştu. Amna bir annenin yerini.. şevkatini ve en onemLisi anne sıcagligini ve anneden başka kimse veremezdi.Bu nedenle Merve hep anne sicakligina hasret kaldi. Okulda kızlar annesinden bahsederken Mervenin gözleri doluyor ve sessiz bir yere gidip gizlice agliyordu. Kendine kendine soruyordu "Benim suçum neydi? neden benim de diğerleri gibi başimi gizime koyacagim bi annem yok" deyip kendini suçluyordu. Babasi Merve yi ablasinin yanına akmal istiyordu. Fakat Babaannesi vermek istemiyordu.Zaten diğer iki kardei babasının yanındaydi. Merve nin belirli bir düzeni yoktu. Köyden şehre şehirden köğye gidip geliyordu. Boyle olunca hem ablasinin hemde kendisinin okulu aksamaya başladi. İki ablasi iLkokuL 5. Sınıfa kadar okuyup birakti. Yaşıtlari okula giderken o evde oturuyotdu. Daha 5. sınıfı bile bitmemişt. Bu nedenle Halk Eğitime açılan yetişkinler için ilk okul diploma alma sinavlarina girdi. Kendinden yaşça büyük insanlarla üç ay boyunca eğitim görmeye başladi. Diğer kücük kardeşi okula devam ediyordu.Merve çok çalişlan öğrenciydi.Halk eğitimdeki Osman Hocasi onun bu durumunu biliyor ve ona okula kaldigi yerden devam etmesi için Mervenin okul kaydi yaptirmasi için yardimci olacagina söz veriyordu. Osman Hocvasi verdigi sözüde tuttu. Merver lise 1'e gidecegi halde 6.Sınıda gitmeye başladi. Günler boyle geçerken yıl sonu gelmişti ve Merve birinci donem ve ikinci dönem TAKTİR BELGESİ alarak ailesi ve kendinsini cok muylu etmiş ve altinci sınıfı başariyla bitirmiştir.Babası karne hediyesi olaraka Merve nin de istedigi köye babaannesinin yarina gönderdi.Merve Babaannesinin yanina gideli 15 gün olmuştu. Öz annesi bu durumu öğrenmiş ve kızını gıremek için sabırsızlanıyordu fakat hangi güzle!? gidecegini bilmiyordu. Sonuçta onu kücük yaşta terketmişti.Annesi daha gazla dayanamayıp kızını görmeye köye gitmişti. Merve annesini görünce taniyamadi. Babaannesini cagirip dişarida bir kaldin oldugunu ve kendisini cagirdigini soyledi. Bbaanne kapiya Mervenin annesini içeri aldi ve Merve ye biraz dişari cikmasini ve onlari yalniz birakmasini istedi. Merve ne oldugunu anlayamadan dişari cikti ve düşünmeye başladi Kendi kendine yoksa bu benim annemmi diye soylenmeye başladi. Cünkü dişarida onu görünce içinden bir heycan belirmişti. Dakikalar... Saatler... geçiyor ve Merve iceride ne konuşuldugunu merak ediyordu.Daha fazla dayanamayip kapıyı dinlemeye başladi. Merve adeta şok geciriyordu. Sanki kendi kendini tutamatip aniden iceri girdi annesiningöğsünü yumruklamaya başladi. O yumrukladikça annesi ona sımsıkı sarilıyordu Merve sonunda annesini bu sarılmasina karşilık verdi ve ana kız doyasiya sarılıp ağladilar. Merve annesini neden onlari terk ettigini ve yanina almadigini sordu .Annesi ise sadece iki kelime soyleyebildi. "Size bakacak maddi gücüm yoktu. Bu nedenle sizi babaannenizin yanina gönderdim diyebildi sadece." Merve zaten bunlari biliyordu ama yinede annesine olan kızgınlıgı bitmemişti. O gece annesi ile uyumuştu ve ilk defaaa annne sıcaqLigini hissetmişti. Sabah kadar annesi onun saçlarini okşardi ve onlari neden terk ettigini anlatti durdu.Merve olgun bir kız oldugu için annesini daha iyi anlamaya çalıştı. Bir hafta annesi ile vakit geçirdi o kadar mutluyduki annesini yaninda ondan hic ayrilmak istemiyordu. Ne yazikki her mutlulugun bir sonu vardi. Artik ayrılma vakti gelmiş Mervenin babasinin yania dnmesi gerekiyordu gidecegi son gün annesi ile doyaa soyaa.. konuştu ve arayacagina dair soz verdi. Annesinin son sözü Merveyi cok etkiyemişti. "Kızım eger ben okumuş biri olsaydim yani maddi durumumiyi olsaydi ne biri ile evlenirdim nede sizi terk ederdim dedi" ve göz yaşlarini tutamadi Kozunun ona bir konuda söz vermesini istedi. Merve şaşkın gözlerle annesine bakarak sözünü yerine getirecegine yemin etti. "Kızım ne olursa olsun eline meslegini almadan evlenme gücünün yettigi kadar oku ve çalış benim çektiklerimi sende çekme ne olursa olsun hep Allah'a şükret dedi." Merve annesine bu konuda söz verdi ve vedalaşti.Annesi ve babaannesi Merveyi otagara götürüp otobüse bindirip babasinin yanina gönderi. Merve annesiyle görüştügünü kimseye soylmedi. Mutlulugunu kendi içinden yaşadi ve vakit buldukca annesini aradi.Aradan iki yıl geçti ve Merve OKS sınavlarina girip Anadolu Lisesini kazandi. Merve bu duruma cok sevindi cünku Anadolu Lisesi onun en cok istedigi lisydi. ******************************************
Masaloku.blogspot.com bir yazım paylaşım blogudur. Eğer siteki paylaşımlardan bir ya da birden fazlasının T.C. yasalarına aykırı olduğunu veya yayınlanmasında diğer yasal ya da etik engeller olduğunu düşünüyorsanız lütfen site yönetimi ile iletişime geçiniz



leventekce @ yandex.com


Masalların faydaları...

• Masallar, zor durumlarla başa çıkabilme, dinleme ve akıl yürütme becerilerini artırıyor.
• Dil gelişimine katkıda bulunuyor.
• Düşünce gücünün gelişmesini destekliyor.
• Çocuğun hayal dünyasını zenginleştiriyor.
• Dinleme ve akıl yürütme yetileri ile entelektüel birikimlerini geliştiriyor.